Emeğin Son Savunma Hattı: Asgari Ücret

Asgari ücret tartışması çoğu zaman teknik bir ücret ayarlaması gibi ele alınsa da özünde siyasal ve sınıfsal bir meseleye dayanır. Tartışmanın merkezinde, emeğin korunması ile piyasanın sınırsızlığı arasındaki gerilim yer alır. Sermaye açısından sorun, asgari ücretin “kaç lira” olduğu değil, ücretlere alt sınır koyan bir kamusal iradenin varlığıdır. Çünkü asgari ücret, emeğin tamamen piyasa kurallarına terk edilmesine çekilmiş bir sınırdır ve bu sınır, kar maksimizasyonu mantığıyla doğrudan çelişir.

Liberal iktisadi yaklaşım, emeği diğer tüm metalarla aynı düzlemde ele alır. Bu bakış açısına göre ücret, arz ve talep dengesinin doğal bir sonucudur; işgücü fazlaysa ücret düşer, kıtsa yükselir. Ancak bu yaklaşım, emeğin sıradan bir meta olmadığını görmezden gelir. Emeğin fiyatındaki düşüş, bir malın ucuzlaması anlamına gelmez; doğrudan insan yaşamının yoksullaşması anlamına gelir. Bu nedenle “piyasa belirlesin” denilen her ücret tartışması, aslında geçim koşullarını piyasanın insafına bırakmayı önerir.

Asgari ücret tam da bu noktada devreye girer. Asgari ücret, piyasanın ürettiği sonuçlara karşı sosyal bir düzeltme mekanizmasıdır. İşverenin niyetine, rekabet koşullarına ya da ekonomik konjonktüre göre değişmemesi gereken bir alt sınırı ifade eder. Bu yönüyle asgari ücret, ekonomik bir tercih değil; hukuki ve sosyal bir zorunluluktur. Devletin bu alandaki rolü düzenleyici olmakla sınırlı değildir; emredici ve bağlayıcıdır. Çünkü burada korunan şey piyasadaki denge değil, insan onuruna yakışır bir yaşamdır.

Anayasal çerçeve de bu anlayışı esas alır. Asgari ücretin belirlenmesinde temel ölçüt, işçinin geçim şartlarıdır. Ülke ekonomisinin durumu ise bu temel ölçütü tamamlayan ikincil bir unsurdur. Dolayısıyla asgari ücret, işletmelerin maliyet yapısına göre “ayarlanacak” bir rakam değildir. Asgari ücretin amacı işletmeleri ayakta tutmak değil, çalışanı yoksulluğa karşı korumaktır. Bu nedenle “herkes için kabul edilebilir denge” söylemi, asgari ücretin varlık nedenini tersine çevirir.

Asgari ücretin zamanla yaygın bir ücret seviyesine dönüşmesi de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bir ekonomide ücretlerin büyük bölümünün asgari ücrete sıkışması, asgari ücretin fazla olmasından değil, ücret politikasının yukarı doğru işletilmemesinden kaynaklanır. Vergi sistemi, teşvik mekanizmaları ve istihdam yapısı düşük ücret üzerine kurulduğunda, asgari ücret fiilen genel ücret haline gelir. Bu yapısal sorunun bedelinin, asgari ücretin baskılanması yoluyla çalışanlara ödetilmesi ise sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmaz.

Sonuç olarak asgari ücret, piyasa içi bir pazarlık konusu değil, toplumsal bir eşik olarak ele alınmalıdır. Tartışma, işverenin ne kadar katlanabileceği üzerinden değil, çalışanın nasıl yaşayacağı üzerinden yürütülmelidir.

Yorumlar

Popüler Yayınlar