Borçla Ayakta Kalanların Üzerine Kurulan Ekonomi
Türkiye’de bankacılık sistemi bugün karını ağırlıklı olarak üretimden, yatırımdan ya da büyüyen bir ekonomiden değil; geçinemediği için borçlanan insanların çaresizliğinden elde ediyor. Kredi kartı ve kredili mevduat hesabı faizleri, finansal riskle ya da piyasa dengeleriyle açıklanamayacak ölçüde yüksek. Bu faizler, lüks tüketimi değil, kira ödeyemeyen, mutfağını çeviremeyen, faturalarını kapatamayan kesimleri vuruyor. Yani bankalar parayı en zenginlerden değil, en zorda olanlardan kazanıyor.
Sorun yalnızca faizlerin yüksekliği de değil. Bu faizlerin üzerinden alınan yaklaşık yüzde 30’luk vergiyle birlikte, yoksulluk doğrudan bir kamu gelir kalemine dönüştürülmüş durumda. İnsanlar borçlandıkları için cezalandırılıyor, borçlarını ödeyemedikleri için daha da borçlanıyor ve bu kısır döngü hem bankalara hem de bütçeye düzenli gelir sağlıyor. Normal şartlarda bu yapının sorgulanması, faizlerin düşürülmesi ve en azından bu faizlerden alınan verginin kaldırılması beklenir. Ancak böyle bir adımın atılmamasının nedeni ekonomik zorunluluk değil, bilinçli tercihler.
Ekonomi yönetimi enflasyonun temel nedenini talep olarak görüyor ve bu talebin kaynağı olarak da düşük gelirli kesimleri işaret ediyor. Bu yaklaşım baştan sorunlu. Çünkü yoksul kesimin talebi refah artışından değil, hayat pahalılığından kaynaklanıyor. İnsanlar keyfi harcamalar yaptığı için değil, ay sonunu getiremediği için borçlanıyor. Buna rağmen, enflasyonla mücadele adı altında talep baskılanırken, baskının yöneldiği yer yine en kırılgan kesimler oluyor. Yüksek faizle borçlanmak zorunda kalan haneler, bu sistem içinde adeta “enflasyonun suçlusu” ilan ediliyor.
Bir diğer gerçek ise bütçe açığı. Kamu maliyesinin ciddi bir kaynak ihtiyacı var ve bu açığı kapatmanın en kolay yolu, direnme kapasitesi en düşük olan kesimlerden para toplamak. Büyük sermayeye dokunmak siyasi ve ekonomik risk içerirken, kredi kartı borçlusu milyonlardan alınan vergi sessizce tahsil ediliyor. Kimsenin manşetlere taşınmadığı, ama her ay milyonlarca insanın cebinden düzenli olarak çıkan bir gelir akışı bu. Bu nedenle “faizleri düşürelim” ya da “bu vergiyi kaldıralım” önerileri teknik değil, politik gerekçelerle reddediliyor.
Ortaya çıkan tablo çok net: Yoksulluk yönetiliyor, çözülmüyor. Bankalar yüksek faizle, kamu yüksek vergiyle bu düzenden besleniyor. Enflasyonla mücadele söylemi, bütçe disiplini gerekçesi ve talep kısıtlama politikaları birleştiğinde, bedeli ödeyenler yine en garibanlar oluyor.
Yorumlar
Yorum Gönder