Kur Fetişizmi: Çözüm Diye Sunulan Kısır Döngü
Türkiye’de kur tartışması, uzun süredir ekonomik bir analizden çok bir alışkanlık üzerinden yürüyor. Döviz kurunun yükselmesi, neredeyse kendiliğinden çözüm üreten bir araç gibi sunuluyor. Kur artsın, ihracat artsın, üretici rahatlasın… Ancak bu zincirin en kritik halkası çoğu zaman bilinçli biçimde görmezden geliniyor: maliyetler. Kurun yükselip maliyetlerin aynı kalacağı bir denklem, gerçek hayatta karşılığı olmayan bir varsayım.
Türkiye’nin üretim yapısı bu gerçeği saklamaya izin vermeyecek kadar açık. Enerjiden hammaddelere, ara mallardan makine ve ekipmana kadar üretimin temel girdileri büyük ölçüde dövize bağlı. Kur yükseldiği anda yalnızca ithal edilen ürünler değil, yerli üretimin tamamı etkileniyor. Bu nedenle “kur artsın ama maliyetler artmasın” beklentisi, ekonomik bir talep olmaktan çok, gerçeği erteleyen bir temenni.
Üstelik sorun yalnızca maliyetlerin fiilen artması da değil. Kur artışı bir beklenti hâline geldiği anda, fiyatlama davranışları bozulmaya başlıyor. Bugün yükselen kur, yarın daha da yükselecek düşüncesini tetikliyor ve bu düşünce, maliyet artışı yaşanmadan fiyatlara yansıyor. Böylece kur, teknik bir değişken olmaktan çıkıp enflasyonu besleyen bir psikolojiye dönüşüyor. Enflasyon artık sadece hesap tablolarında değil, zihinlerde üretiliyor.
Bu noktada sıkça dile getirilen rekabetçilik argümanı da ciddi biçimde sorgulanmalı. Kur artışı kısa vadede ihracat gelirlerini artırıyor gibi görünebilir; ancak aynı anda yükselen girdi maliyetleri bu avantajı hızla eritiyor. Kur üzerinden sağlanan rekabet, kalıcı değil; geçici ve kırılgan. Gerçek rekabet gücü kur seviyesinden değil, verimlilikten, teknolojiden ve öngörülebilir bir ekonomik ortamdan beslenir. Kur artışını merkezine alan her yaklaşım, bu yapısal eksikliklerin üzerini geçici olarak örter.
Asıl mesele, kurun kaç lira olduğu sorusu da değil. Asıl mesele, kurun sürekli artacağına dair yerleşmiş kabuldür. Bu kabul, ekonomide sağlıklı karar almayı imkânsız hâle getirir. Kimse uzun vadeli fiyat veremez, kimse yatırımını güvenle planlayamaz, kimse maliyetini sabitleyemez. Belirsizlik, üretimi ve yatırımı değil; korunma reflekslerini, stokçuluğu ve kısa vadeli davranışları besler. Ekonomi böyle bir zeminde büyümez, sadece savrulur.
Sonuçta ortaya çıkan tablo tanıdıktır. Kur yükselir, maliyetler artar, fiyatlar yukarı çıkar, enflasyon hızlanır ve ardından daha yüksek kur talebi gelir. Aynı döngü tekrar eder. Kur, sorunları çözen bir araç olmaktan çıkar; sorunları sürekli yeniden üreten bir mekanizmaya dönüşür. Bu döngü kırılmadıkça ne sanayi güçlenir ne de fiyat istikrarı sağlanır. Gerçekçi bir ekonomi tartışması için önce şu basit gerçeği kabul etmek gerekir: Kur artışı bedelsiz değildir. Bu gerçeği yok sayan her yaklaşım, çözüm değil, erteleme üretir.
Yorumlar
Yorum Gönder