Kamuya Bağımlı Sermaye ve Örgütsüz Emek: Demokratik Tıkanmanın Görünmeyen Anatomisi

Gerçek anlamda bir burjuva sınıfının oluşmadığı toplumlarda, ekonomik ve siyasal düzenin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi zordur. Burjuvalık, yalnızca sermaye sahibi olmayı değil; ülke çıkarını kendi çıkarının üzerinde tutabilen, uzun vadeli düşünme yetkinliğine sahip bir sınıfsal olgunluğu ifade eder. Ancak bizde burjuva olarak görülen kesimin önemli bir bölümü, esasen kamu kaynaklarıyla büyümüş büyük esnaflardır. Bu yapı, ekonomik bağımsızlık üretemediği için toplumsal dönüşümü taşıyacak bir sınıf niteliğine ulaşamaz. Kendi çıkarını önceleyen bu anlayış, ülkenin ihtiyaç duyduğu üretim kültürünü ve uzun vadeli kalkınma perspektifini de zayıflatır.

Bu zayıflık emeğin örgütlülüğünde de kendini açıkça gösterir. İşçilerin yalnızca küçük bir bölümünün sendikalı olması, geniş kesimlerin ülke sorunlarına kurumsal olarak katılmasını engeller. Oysa sendikalar, yalnızca ücret pazarlığı yapılan yapılar değildir; aynı zamanda işçilerin tartıştığı, çözüm ürettiği ve ülkenin gidişatına katkı sunduğu toplumsal platformlardır. Sendikasızlığın yaygınlaşması, işçi sınıfını hem kendi haklarını savunamaz hale getirir hem de ülke gündeminin dışında bırakır. Böylece toplumun en geniş kesimleri, karar alma süreçlerinin doğal parçası olmaktan uzaklaşır.

Bu iki temel sorunun birleşimi, demokratik gelişmeyi doğrudan zayıflatır. Bir tarafta kamuya bağımlı, kısa vadeli kazancı önceleyen büyük esnaf kültürü; diğer tarafta örgütlenemediği için temsil gücünü kaybetmiş geniş bir işçi kitlesi. Bu durum, demokrasi için gerekli olan toplumsal dengeyi ortadan kaldırır. Demokrasi; bağımsız ekonomik aktörler, güçlü emek örgütleri ve katılımcı bir toplum yapısıyla güçlenir. Bu unsurlar olmadığında ise siyasal sistem daralır, ekonomik kararlar belirli grupların çıkarlarına sıkışır ve toplumun büyük çoğunluğu sürecin dışında kalır.

Bu nedenle hem ekonomik hem toplumsal yapının güçlenmesi, demokratik gelişimin ön koşuludur. Üretim odaklı ve bağımsız bir sermaye sınıfının ortaya çıkması, işçi sınıfının örgütlü bir yapıya kavuşması ve toplumun geniş kesimlerinin karar süreçlerine dahil olması, gerçek bir demokratikleşmenin temelini oluşturur. Aksi halde demokrasi yalnızca biçimsel bir nitelikte kalır ve uzun vadeli toplumsal istikrar sağlanamaz.

Yorumlar

Popüler Yayınlar