Fırtınaya Alışmanın Bedeli: Neden Artık Tepki Vermiyoruz?

Bir dönem, küçük çaplı kur hareketlerinin dahi kitlesel öfkeye, protestolara ya da güçlü sembolik çıkışlara yol açtığı bir toplumsal ruh hâli vardı. Bugün ise o ruh hâlinin yerini daha sessiz, daha kabullenmiş ve daha dağınık bir duygu iklimi almış durumda. Bu dönüşümü tek bir nedene indirgemek mümkün değil; aksine, birbirini besleyen çok katmanlı bir sürecin sonucu olarak karşımıza çıkıyor.

Her şeyden önce, uzun süredir devam eden ekonomik krizlerin yarattığı duygusal yıpranma belirginleşmiş durumda. Yıllar boyunca aralıksız artan kur, enflasyon ve yaşam maliyeti, bireylerin zihninde “şok etkisi” yaratma gücünü büyük ölçüde kaybetti. Rakamlar ne kadar yüksek olursa olsun, artık beklenmedik ya da sarsıcı bulunmuyor. Bu durum, toplumda alışılmış bir kriz psikolojisi yarattı. Tepki üretmek yerine dayanma refleksi öne çıktı; şaşkınlık yerini sessiz bir kabullenişe bıraktı.

Bir diğer önemli etken, ekonomik sorunların giderek kolektif bir sistem meselesi olmaktan çıkıp kişisel sorumluluk alanına indirgenmesi. Geniş çaplı bir itiraz üretmek yerine, bireylerin kendi hayatını idare edebilmenin yollarını aradığı bir toplumsal davranış biçimi yaygınlaştı. Ek iş arayışı, tasarruf stratejileri, bireysel çıkış planları ve kişisel uyum mekanizmaları öne çıktı. Böyle bir zeminde, topluca verilen sembolik tepkiler doğal olarak geri plana itiliyor; çünkü insanlar enerjilerini protestoya değil, doğrudan hayatta kalmaya yöneltiyor.

Siyasal atmosferin belirgin biçimde sertleşmesi de bu sessizliği derinleştiren faktörlerden biri. Açık itirazın maliyeti arttıkça, toplum daha temkinli ve daha düşük profilli bir pozisyona çekiliyor. Gündelik yaşamda dile getirilen ekonomik eleştirilerin dahi nasıl sonuçlar doğurabileceğine dair belirsizlik, toplu refleksleri zayıflatıyor. Zamanla bu durum, bireylerin içselleştirdiği bir otosansür kültürüne dönüşüyor ve sessizlik olağanlaşıyor.

Gelecek beklentilerinin bulanıklaşması ise bu tabloyu tamamlayan bir başka unsur. Geçmişte ekonomik dalgalanmaların geçici olduğu, bir noktada “geri döndürülebileceği” yönünde yaygın bir inanç varken; bugün birçok kişi yaşanan değişimin kalıcı olduğuna inanıyor. Kalıcı olduğu düşünülen bir sorun karşısında tepki verme isteği de doğal olarak azalıyor. Çünkü tepkinin sonuç doğuracağına dair umut zayıflıyor.

Buna ek olarak, toplumsal birlik fikrinin belirgin biçimde aşındığı bir dönemden geçiyoruz. Ekonomik sıkıntılar giderek ortak bir kader olarak değil, bireysel bir mücadele alanı olarak deneyimleniyor. Bu parçalanmışlık, kolektif tepki üretme kapasitesini ciddi biçimde daraltıyor. Geçmişte geniş kitleleri bir araya getirebilen semboller bugün aynı anlamı taşımıyor; aynı çağrışımı, aynı ortak duyguyu üretmiyor.

Sonuç olarak, bir zamanlar küçük bir kur artışının bile güçlü karşılıklar doğurduğu toplumsal refleks, bugün yerini sessiz, bireysel ve yorgun bir uyumlanma hâline bırakmış durumda.

Yorumlar

Popüler Yayınlar