Enflasyonla Mücadele mi, Gelirle Mücadele mi?
Enflasyon, yalnızca fiyatların artması değil, vatandaşın gelirinin sessizce erimesi anlamına gelir. Bu nedenle enflasyonla mücadele politikalarının başarısı, açıklanan oranlardan çok, insanların günlük yaşamında hissettiği satın alma gücüyle ölçülür. Geliri artmayan ya da enflasyonun altında artan geniş kitleler için “enflasyon düşüyor” söylemi, ekonomik bir gerçeklikten ziyade istatistiksel bir tartışma olarak algılanır.
Faiz artışları yoluyla talebi baskılamak, kısa vadede fiyat artış hızını yavaşlatabilir; ancak bu yöntem tek başına uygulandığında ekonomik refah üretmez. Ücretlerin düşük tutulduğu, alım gücünün telafi edilmediği bir ortamda enflasyonla mücadele, doğrudan çalışanlar ve sabit gelirliler üzerinde bir yük haline gelir. Bu yaklaşım, fiyat istikrarı sağlansa bile yoksullaşmayı derinleştirir ve iç talebi zayıflatarak ekonomik dengeleri daha kırılgan hale getirir.
Ücret artışlarını enflasyonun temel nedeni olarak görmek, sorunun kaynağını yanlış okumaktır. Asıl belirleyici olan; üretim maliyetleri, verimlilik düzeyi, arz yapısı ve ekonomik yapının dışa bağımlılığıdır. Yapısal reformlardan yoksun bir ekonomide faiz politikası, yalnızca semptomları geçici olarak bastırır. Sanayi, tarım ve enerji alanlarında maliyetleri düşüren, üretimi artıran ve rekabet gücünü yükselten adımlar atılmadıkça fiyat istikrarı kalıcı hale gelemez.
Satın alma gücü kaybının telafi edilmediği bir süreç, ekonomik olduğu kadar sosyal sonuçlar da doğurur. Geliri eriyen toplumlarda tüketim davranışları değişir, borçlanma artar ve gelecek beklentileri zayıflar. Bu durum, ekonomik politikalara duyulan güveni aşındırır ve toplumsal tepkinin zeminini güçlendirir. İnsanlar fedakârlık yaparken karşılığında bir iyileşme görmediğinde, uygulanan politikalara destek vermesi beklenemez.
Enflasyonla gerçek anlamda mücadele etmek, vatandaşın refahını merkeze alan bütüncül bir yaklaşım gerektirir. Faiz politikası bu çerçevenin yalnızca bir aracıdır; tek başına çözüm değildir. Satın alma gücünü koruyan ücret politikaları, adil bir vergi sistemi ve üretim odaklı yapısal dönüşüm olmadan enflasyonu düşürmek mümkün olsa bile, ekonomik huzuru sağlamak mümkün değildir. Kalıcı istikrar, rakamlarla değil, vatandaşın yaşam standardıyla inşa edilir.
Yorumlar
Yorum Gönder