Türkiye’de Vergi Sistemi: Yük Aşağıya, Esneklik Yukarıya Çalışıyor!

Türkiye’de vergi sistemi uzun yıllardır adalet, etkinlik ve sürdürülebilirlik açısından ciddi eleştirilere konu olmaktadır. Vergilendirme yapısı incelendiğinde, sistemin ekonomik güçle orantılı bir yük dağılımı oluşturamadığı, aksine belirli kesimleri sürekli ve yoğun biçimde hedef aldığı görülmektedir. Bu durum, hem gelir dağılımı adaletsizliğini derinleştirmekte hem de vergiye gönüllü uyum oranlarını düşürmektedir.

Vergi gelirlerinin kompozisyonu, sorunun en belirgin göstergelerinden biridir. Türkiye’de kamu gelirlerinin önemli bir bölümü dolaylı vergilerden sağlanmaktadır. Katma Değer Vergisi, Özel Tüketim Vergisi ve benzeri harcama üzerinden alınan vergiler, bireylerin gelir seviyesini dikkate almadan tahsil edilmektedir. Sonuç olarak ücret geliriyle geçinen bir vatandaş ile yüksek gelir grubunda yer alan bir birey, temel tüketim kalemlerinde aynı oranda vergi ödemek zorunda kalmaktadır. Bu yapı, düşük ve orta gelirli kesimler üzerinde orantısız bir mali baskı oluştururken, vergi adaleti ilkesini zedelemektedir.

Dolaysız vergiler tarafında ise tablo daha karmaşık bir hâl almaktadır. Gelir vergisi ve kurumlar vergisi gibi doğrudan vergiler teoride artan oranlı bir sisteme dayanmasına rağmen, uygulamada istisnalar, muafiyetler ve çeşitli vergi planlama yöntemleri nedeniyle beklenen etkiyi yaratamamaktadır. Özellikle sermaye gelirleri, büyük ölçekli şirketler ve kayıt dışı alanlarla mücadelede yaşanan yetersizlikler, vergi yükünün tabana yayılmasını engellemektedir. Bu durum, vergisini düzenli ödeyen çalışanlar ve küçük işletmeler açısından ciddi bir adaletsizlik algısı doğurmaktadır.

Vergi tahsilat mekanizmasının seçici biçimde işlemesi de sistemin diğer bir yapısal problemidir. Denetim kapasitesinin sınırlı olması ve risk analizlerinin yeterince etkin kullanılmaması, bazı ekonomik aktörlerin sistemin açıklarından faydalanabilmesine olanak tanımaktadır. Buna karşılık kayıtlı çalışanlar, maaşlı kesimler ve küçük esnaf, vergi yükünü erteleme ya da azaltma imkânına sahip olmadan sistemin en görünür unsurları hâline gelmektedir. Bu durum, vergi sisteminin caydırıcılık ve eşitlik ilkeleriyle çelişmektedir.

Vergi adaletinin zedelenmesi yalnızca bireysel gelirleri etkilemekle kalmamakta, makroekonomik dengeler üzerinde de olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Adaletsiz bir vergi yapısı, tüketim davranışlarını bozmakta, tasarruf eğilimini azaltmakta ve kayıt dışı ekonomiyi teşvik etmektedir. Aynı zamanda kamuya duyulan güveni zayıflatarak, devlet ile vatandaş arasındaki mali sözleşmenin sorgulanmasına yol açmaktadır. Verginin bir yük değil, kamusal hizmetlerin finansman aracı olduğu bilinci bu ortamda güçlenememektedir.

Sürdürülebilir ve adil bir vergi sistemi için öncelikle dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payının azaltılması, doğrudan vergilerin ise daha etkin ve kapsayıcı hâle getirilmesi gerekmektedir. Kayıt dışı ekonomiyle mücadele, vergi denetimlerinin güçlendirilmesi ve istisna-muafiyet yapısının sadeleştirilmesi bu sürecin temel unsurlarıdır. Aksi hâlde mevcut yapı, ekonomik gücü sınırlı olan kesimler üzerinde yoğunlaşan bir baskı üretmeye devam edecek ve vergi sistemine yönelik eleştiriler giderek daha yüksek sesle dile getirilecektir.

Yorumlar

Popüler Yayınlar