Rakamlar İyi, Hayat Kötü: Ekonomik Gaslighting Üzerine
Gaslighting kavramı, çoğu zaman bireysel ilişkiler üzerinden tanımlansa da, ekonomik gelişmeler söz konusu olduğunda çok daha geniş ve yapısal bir anlam kazanır. Ekonomide gaslighting, yaşanan somut sorunların inkâr edilmesi, çarpıtılması veya farklı gerekçelerle normalleştirilmesi yoluyla toplumun kendi ekonomik gerçekliğinden şüphe duymasına neden olan bir algı yönetimi pratiğini ifade eder. Bu yaklaşımda sorun çözülmez; sorun yaşayan bireyin algısı sorunlu ilan edilir.
Ekonomik gaslighting’in en belirgin örneklerinden biri, hayat pahalılığı ve gelir kaybı gibi doğrudan hissedilen olgular karşısında kullanılan dildir. Market fiyatları, kira bedelleri ve temel ihtiyaç harcamaları hızla artarken, “aslında alım gücü yükseliyor” ya da “bu durum küresel bir sorun” gibi söylemlerle bireyin yaşadığı ekonomik deneyim geçersizleştirilir. Burada amaç, ekonomik verilerle yaşanan hayat arasındaki makası kapatmak değil; o makasın varlığını tartışmalı hale getirmektir.
Bu durum zamanla toplumsal bir zihinsel aşınmaya yol açar. İnsanlar geçinemediklerini bilir, borçlandıklarını hisseder, tasarruf yapamaz hale geldiklerinin farkındadır; ancak sürekli tekrar edilen resmî söylemler, sorunun bireysel tercihlerden kaynaklandığı izlenimini oluşturur. “Yanlış harcıyorsun”, “beklentilerin yüksek”, “herkes aynı şartlarda yaşıyor” gibi örtük mesajlar, ekonomik başarısızlığın sorumluluğunu sistemden alıp bireyin omuzlarına yükler. Bu da ekonomik gaslighting’in en işlevsel yönüdür: sorumluluğun yer değiştirmesi.
Ekonomide gaslighting yalnızca söylem düzeyinde kalmaz; seçici veri kullanımıyla da beslenir. Ortalama ücretler, büyüme oranları veya makro göstergeler öne çıkarılırken, medyan gelir, gelir dağılımı bozulması ve satın alma gücü gibi göstergeler arka plana itilir. Böylece istatistiksel olarak “iyi” görünen bir tablo ile gündelik hayatın gerçekliği arasında bilinçli bir kopukluk yaratılır. Bu kopukluk sorgulandığında ise sorun yine bireyin algısına indirgenir.
Bu sürecin uzun vadeli etkisi, ekonomik rasyonelliğin zedelenmesidir. Toplum, yaşadığı ekonomik sorunları doğru teşhis edemez hale geldiğinde, çözüm talepleri de bulanıklaşır. Ekonomik eleştiri, “karamsarlık”, “nankörlük” ya da “kötü niyet” olarak etiketlenir. Böyle bir ortamda ekonomi politikalarının etkinliği değil, söylemlerin ikna gücü belirleyici olur. Gaslighting tam da bu noktada devreye girer: Gerçekler değişmediği halde, gerçeklere bakış açısı sistematik biçimde dönüştürülür.
Sonuç olarak ekonomide gaslighting, yalnızca kötü bir iletişim dili ya da hatalı değerlendirme sorunu değildir; bilinçli ya da bilinçsiz biçimde uygulanan, toplumsal gerçeklikle bağ koparmaya yol açan yapısal bir sorundur. İnsanların cebindeki paranın yetmediği, borcun kalıcılaştığı ve geleceğe dair öngörülerin zayıfladığı bir ortamda, “aslında her şey yolunda” söylemi ekonomik bir analiz değil, algısal bir baskı aracıdır. Bu yaklaşım sürdükçe sorunlar çözülmez, yalnızca bastırılır; bastırılan her ekonomik gerçek ise bir süre sonra daha sert biçimde geri döner.
Yorumlar
Yorum Gönder