Görünmez El'in Gizlediği Ağır Fatura
Bir zamanlar kulağa bir özgürlük şarkısı gibi gelen "Devlet geri çekilsin, piyasa her şeyi çözer" mottosu, bugün toplumların sırtında taşınması imkânsız bir yüke dönüştü. Başlangıçta serbest piyasanın büyüsüyle mantıklı bir tercih gibi sunulan bu model; yani devletin düzenleyen, denetleyen ve koruyan elini ekonomiden çekmesi, bizi vadedilen refaha değil, içinden çıkılmaz krizlere sürükledi. Piyasanın o meşhur "görünmez eli"nin her sorunu sihirli bir değnek gibi düzelteceği sanılıyordu; oysa yaşananlar, denetimsiz kalan o elin ne kadar acımasız olabileceğini hepimize en sert biçimde öğretti. Bugün neoliberal politikaların yarattığı tahribat, hayatımızı felç eden gıda, barınma ve enerji krizlerinden oluşan o karanlık üçgende kendini gösteriyor.
Gıda krizi, sanılanın aksine sadece tedarik zincirindeki birkaç aksaklıktan ibaret değil. Bu kriz; tarımsal üretimin desteksiz bırakılmasının, gıda egemenliğinden vazgeçilmesinin ve piyasanın dev tekellerin insafına terk edilmesinin kaçınılmaz bir sonucu. Kamusal denetimin zayıflaması, sofralarımızı spekülatörlerin oyun alanı haline getirirken, en temel besine ulaşmayı bile lüks kıldı. Aynı vahim tablo, barınma krizinde de karşımıza çıkıyor. Konutun bir "sosyal hak" ve "yuva" olmaktan çıkıp, yalnızca kâr getiren bir yatırım aracına dönüşmesi, milyonları güvencesizliğin kucağına itti. Kamusal konut politikalarının yokluğunda piyasanın insafına terk edilen barınma ihtiyacı, fahiş fiyatlar ve denetimsizlik altında ezilen vatandaşın en büyük kâbusu haline geldi.
Bu zincirin son halkası olan enerji krizinde de durum farksız. Enerji kaynaklarının özelleştirilmesi, fiyatlar üzerindeki kamu kontrolünü ortadan kaldırarak vatandaşı küresel dalgalanmalar karşısında savunmasız bıraktı. Devletin koruyucu kalkanları indiğinde, en temel yaşam gereksinimi olan enerji dahi, kabaran faturalar üzerinden toplumsal bir baskı aracına dönüştü.
Gelinen nokta bize şunu açıkça gösteriyor: Devletin "pasif izleyici" rolünü benimsemesi, beklendiği gibi rekabeti veya verimliliği artırmadı; aksine derin bir eşitsizlik ve sosyal adaletsizlik yarattı. Piyasalar, doğası gereği sosyal faydayı değil, maksimize edilmiş kârı kutsadı. Bugün içinden geçtiğimiz bu ekonomik buhran, kritik sektörlerde kamu yararı esas alınmadan ve güçlü bir müdahale mekanizması kurulmadan, toplumun büyük bir kısmının yoksulluk ve güvencesizlik sarmalına mahkûm olacağını kanıtladı.
Yorumlar
Yorum Gönder