Düşüncenin Modern Hali

İstanbul Finans Merkezi Olabilir mi? Asıl Cevap Betonlarda Değil, Hukukta Gizli

İstanbul’un finans merkezi olma iddiası, yalnızca ekonomik büyüklük ya da fiziki yatırımlarla değerlendirilemez; bu iddianın inandırıcılığı, doğrudan kurumsal güvenilirlikle ölçülür. Finansal piyasalar, hızlı kararların alındığı ancak aynı zamanda risklerin titizlikle hesaplandığı alanlardır. Bu nedenle yatırımcılar açısından belirleyici olan, ani değişimlere açık bir ortamdan ziyade, kuralların net olduğu ve istikrarlı biçimde uygulandığı bir sistemdir.

“Dubai’de hukuk mu var?” sorusu bu çerçevede yanıltıcıdır. Çünkü burada tartışılması gereken, hukuk düzeninin teorik niteliği değil, ekonomik aktörler açısından nasıl çalıştığıdır. World Justice Project verilerine göre Birleşik Arap Emirlikleri 37’nci sırada yer alırken, Türkiye 118’inci sıradadır. Bu fark, yalnızca bir sıralama değil; aynı zamanda uluslararası sermayenin risk algısını şekillendiren bir göstergedir.

Finansal merkez olabilmek için bir şehrin sunduğu en önemli değer, sermayenin kendini güvende hissettiği bir ekosistemdir. Bu ekosistem; hızlı işleyen bir yargı mekanizması, müdahaleden uzak düzenleyici yapı ve tutarlı politika üretimiyle oluşur. Aksi durumda yatırımcı, daha düşük getiri pahasına bile olsa daha güvenli gördüğü piyasalara yönelir. Bu da finans merkezi olma hedefinin zayıflamasına neden olur.

Dolayısıyla İstanbul’un küresel ölçekte rekabet edebilmesi, yalnızca ekonomik hedeflerle değil, hukuki zeminin güçlendirilmesiyle mümkündür. Güvenin kurumsallaştığı bir yapı oluşturulmadıkça, finans merkezi olma iddiası söylem düzeyinde kalmaya devam edecektir.