Tabletleri Kırmak
Hammurabi'den günümüze borç, iktidar ve sistem müdahalesi üzerine bir okuma
Tarih, ekonomik krizlere verilen tepkilerin çoğu zaman teknik değil, politik olduğunu gösterir. Hammurabi'nin borç tabletlerini kırdırdığına dair anlatı, bu gerçeğin en erken örneklerinden biri olarak okunabilir.
Hammurabi Kanunları incelendiğinde, borç ilişkilerinin belirli periyotlarla sıfırlanmasının bir "adalet" arayışı değil, sistemin çökmesini engelleyen bilinçli bir müdahale olduğu görülür. Çünkü borç bir noktadan sonra ekonomik bir araç olmaktan çıkar, toplumsal bağımlılık üretir.
Tam da bu nedenle "kil tabletlerin kırılması" bir ekonomik reform değil, bir sistem müdahalesidir. Üretim kapasitesini borç yükü altında kaybeden bir toplumda piyasa kendi kendini düzeltemez. Aksine, borç ilişkileri giderek daha dar bir kesimin lehine yoğunlaşır ve ekonomik hareketlilik donmaya başlar. Antik dünyada bu tıkanma, otoritenin radikal kararıyla aşılmıştır: oyun resetlenmiştir.
Bugünün Türkiye ekonomisine bakıldığında ise benzer bir tıkanmanın daha sofistike biçimde yaşandığı görülüyor. Sorun yalnızca borçluluğun artması değil; borcun, gelir artışının önüne geçmesidir. Hanehalkı borçları genişlerken alım gücünün aynı hızla artmaması, sistemi kırılgan hale getirir.
Kredi kartları, ihtiyaç kredileri ve yapılandırmalar üzerinden sürdürülen bu denge, aslında ertelenmiş bir sorunun yönetimidir. Başka bir ifadeyle sistem çalışıyor gibi görünür, ancak kendi ağırlığını taşımakta zorlanır.
Burada kritik ayrım şudur: Hammurabi'nin dünyasında çözüm, borcu silmekti; modern ekonomide ise bu, tek başına bir çözüm değildir. Çünkü bugünün finansal sistemi yalnızca iç dinamiklerle değil, küresel sermaye akımlarıyla da şekillenir.
Bu nedenle Türkiye açısından asıl mesele, borcu ortadan kaldırmak değil; borcu doğuran yapıyı dönüştürmektir. Enflasyonun kronikleştiği, gelir dağılımının bozulduğu ve üretim yapısının yeterince katma değer üretmediği bir ekonomide, borç kaçınılmaz olarak büyür. Bu koşullarda yapılacak her geçici müdahale, sistemi yalnızca bir süre daha ayakta tutar. Oysa ihtiyaç duyulan şey, gelir artışı ile borç yükü arasındaki makası kalıcı olarak daraltacak yapısal bir dönüşümdür.
Hammurabi'nin borç tabletlerini kırdırdığı anlatısı, romantik bir tarih hikâyesi değil; sert bir uyarıdır. Ekonomik sistemler, borç ilişkilerini yönetemediğinde çökmez; önce yavaşlar, sonra kilitlenir.
Türkiye ekonomisinin bugün karşı karşıya olduğu risk de tam olarak budur: ani bir çöküş değil, uzun süreli bir sıkışma. Bu sıkışmayı aşmanın yolu ise sembolik hamlelerden değil, yapısal cesaretten geçer.