Ekonomi Uyuduğunda Kriz Uyanır

Ekonomide uzun süreli denge ve büyüme dönemleri genellikle olumlu bir tablo olarak görülür; ancak bu istikrarlı süreçlerin, zamanla kendi içinde kriz dinamiklerini doğurduğu da sıkça gözlemlenir. Bu durum, finansal sistemin doğasında yer alan bir paradoksa işaret eder: ne kadar uzun süre huzurlu ve risksiz bir dönem yaşanırsa, aktörlerin risk algısı o kadar zayıflar. Piyasalarda güven arttıkça, daha fazla borçlanma, daha spekülatif yatırımlar ve daha gevşek finansal davranışlar ortaya çıkar. Bu da sistemin kırılganlığını artırır ve görünürdeki denge, aslında bir sonraki dalgalanmanın tohumlarını taşımaya başlar.

Finansal istikrarsızlık hipotezini geliştiren Hyman Minsky, ekonomideki krizleri genellikle dışsal şoklarla değil, sistemin kendi iç dinamikleriyle açıklar. Ona göre uzun süren refah dönemleri, finansal aktörleri temkinli davranıştan uzaklaştırır. Bankalar riskli krediler açar, yatırımcılar kısa vadeli kazanç peşine düşer, hanehalkı borçla refahını sürdürmeye çalışır. Bu döngü içinde sistem, başlangıçta istikrarla büyürken zamanla kontrolsüz risklerle dolu bir yapıya dönüşür. Nihayetinde bir tetikleyici olay –örneğin faiz artışı, likidite sıkışması ya da güven kaybı– bu kırılgan yapının çökmesine sebep olur.

Tarihsel örnekler bu döngüyü açıkça gösterir. 1929’daki Büyük Buhran’dan 2008 Küresel Finans Krizi’ne kadar birçok sarsıntı, uzun süren ekonomik genişleme dönemlerinin ardından gelmiştir. Bu dönemlerde artan borçlanma, yükselen varlık fiyatları ve aşırı iyimserlik, ekonominin sağlıklı görünmesine rağmen gerçekte ciddi dengesizliklerin biriktiğini göstermiştir.

Günümüzde de aynı mekanizma işlemeye devam etmektedir. Ekonomik göstergelerin iyi olduğu dönemlerde hem piyasa oyuncuları hem de politika yapıcılar rehavete kapılma eğilimindedir. Oysa sürdürülebilir büyüme, sadece dengeyi korumakla değil, o dengeyi aşırı güvenin tuzağına düşmeden yönetebilmekle mümkündür.

Sonuçta her ekonomik refah dönemi, dikkatli yönetilmediğinde kendi krizini içinde taşır. Ekonomi, sürekli hareket eden ve insan davranışlarının etkisiyle şekillenen bir canlı organizma gibidir. Denge ne kadar uzun sürerse, o dengeyi bozacak güçler de aynı ölçüde büyür. Gerçek istikrar, sürekli genişleme değil, kriz potansiyelini erkenden fark edip dengeyi yeniden kurabilme becerisidir.

Yorumlar

Popüler Yayınlar