Enflasyonun Ülke Bazlı Dinamikleri: Talep mi, Kapasite mi?
Enflasyonun nedenleri ülkelerin gelişmişlik düzeyine göre farklılık gösterir. Gelişmiş ülkelerde enflasyonun temel nedeni genellikle talep fazlasıdır. Çünkü bu ülkelerde sermaye birikimi yüksektir, üretim altyapısı güçlüdür ve işsizlik oranı oldukça düşüktür. Ekonomi neredeyse tam istihdamla çalıştığı için, toplam talep toplam arzı geçtiğinde fiyatlar yükselmeye başlar. Yani üretimi hızla artırmak mümkün olmadığından, artan talep doğrudan fiyatlara yansır. Bu duruma “talep enflasyonu” denir.
Almanya’nın 1960’lı yıllarda Türkiye’den işçi alması, tam da bu duruma verilebilecek en net örneklerden biridir. Almanya o dönem hızlı büyüyen sanayisini desteklemek için ek iş gücüne ihtiyaç duymuş, üretimi artırabilmek için dışarıdan işçi kabul etmiştir. Çünkü üretim kapasitesini artırmanın tek yolu, yeni iş gücüyle üretim süreçlerini genişletmekti.
Gelişmekte olan ülkelerde ise tablo farklıdır. Bu ülkelerde işsizlik oranı yüksek olmasına rağmen yine de enflasyon yaşanabilir. Bunun nedeni, üretim yapacak sermaye stoğunun yetersiz olmasıdır. Yani makine, teçhizat, fabrika gibi üretim araçları sınırlıdır. Bu durum “kapasite sınırı” olarak adlandırılır. Ekonomide işsiz insanlar bulunsa bile, onları üretime dahil edecek fiziksel kapasite yoksa arz sabit kalır. Talep artmaya devam ederken arz sabit kalınca fiyatlar yükselir ve enflasyon ortaya çıkar.
Türkiye ekonomisi bu ikinci gruba, yani gelişmekte olan ülkeler kategorisine dahildir. Ülkede sermaye birikimi yetersizdir, üretim altyapısı tam olarak gelişmemiştir. Bu nedenle Türkiye’nin temel sorunu talep değil, arz tarafındaki kapasite eksikliğidir. Buna rağmen Türkiye’nin bazı dönemlerde göçmen işçi kabul etmesi, örneğin Afgan çobanların veya ucuz iş gücünün istihdam edilmesi, işsizliği azaltmak yerine artıran bir etkidir. Çünkü zaten çok sayıda işsiz varken dışarıdan yeni iş gücü getirmek, var olan istihdam sorununu daha da derinleştirir.
Bu tablo karşısında iki farklı çözüm yolu ortaya çıkar. Birincisi, üretim süreçlerini daha emek yoğun hale getirmek yani aynı üretim miktarını daha fazla çalışanla yapmak olabilir. Örneğin çay ocaklarında veya hizmet sektöründe daha fazla kişiye istihdam sağlanabilir. Ancak bu yöntem verimliliği artırmaz, sadece kısa vadeli bir çözüm sunar. Üretim maliyetleri yükselir ve uzun vadede rekabet gücü azalır.
İkinci ve asıl çözüm, sermaye stoğunu artırmaktır. Yani ekonomideki fabrika, makine, teçhizat ve üretim tesislerinin sayısını artırmak gerekir. Sanayileşmenin hızlanmasıyla birlikte hem üretim hem de istihdam artar. Üretim artışı sayesinde arz genişler, talep baskısı azalır ve enflasyon kalıcı olarak kontrol altına alınabilir. Sermaye birikimi güçlü olan ekonomiler, dış şoklara karşı da daha dayanıklı hale gelir.
Yorumlar
Yorum Gönder